Careerlab Consulting

Blog

S Raporu #19

S Raporu #19

Herkese merhaba! Kahveniz hazırsa, bu hafta rapora takılanları beraber turlayalım:



Z jenerasyonuyla ilgili sayısız araştırma, makale ve yorum görüyoruz. Ancak birçok uzmanın altını çizdiği bir nokta var: X ile Y jenerasyonu arasındaki farktan çok daha keskin bir ayrım, Y ile Z jenerasyonu arasında yaşanıyor.

Ve artık, yeni jenerasyon iş hayatında.

Stajyer değil, “geleceğin çalışanı” değil; bugünün ekip üyesi.

Bu değişim, kuşaklar arası iletişimi “iyi olur” seviyesinden çıkarıp “kritik başarı faktörü” seviyesine taşıdı. Çünkü artık mesele sadece farklı yaş gruplarının birlikte çalışması değil; farklı anlam dünyalarının, beklentilerin ve motivasyon kaynaklarının aynı hedefe yönlendirilmesi.

Geçtiğimiz günlerde bir programa katılan Acar Baltaş’ın bu konuyla ilgili dile getirdikleri oldukça dikkatimi çekti.

Baltaş’a göre Türkiye’de güven çok önemli. Bu nedenle yöneticinin ekibiyle bağ kurması da oldukça kritik.

Çünkü özellikle Z jenerasyonuyla beraber gençler önce pozisyona değil, insana güvenmeyi tercih ediyor. Unvan, yetki ve deneyim tek başına yeterli olmuyor. Çalışan, yöneticisinin bilgisine değil; niyetine, tutarlılığına ve samimiyetine bakıyor.

Bugün birçok yönetici “Bilgimi ve tecrübemi aktarırım” diyerek liderliğe başlıyor.

Oysa genç çalışan için başlangıç noktası farklı: “Beni anlıyor, dinliyor ve güveniyor mu? Ve bana gerçekten değer veriyor mu?"

Yani yöneticinin en çok vermeye hazır olduğu şey (bilgi ve tecrübe) ancak belirli bir noktadan sonra değer kazanıyor.

O noktaya giden yol ise “bağ kurmak”tan geçiyor.

Bir diğer deyişle, yönetici anlatmaya hazır, çalışan ise önce anlaşılmak istiyor. Yönetici yön göstermek istiyor, çalışan önce görülmek istiyor.

Z jenerasyonu için otorite pozisyondan değil, ilişkiden doğuyor. Saygı kazandıran unsur, unvan değil; tutarlılık ve samimiyet.

Bugünün liderliğinin artık git gide “Ne kadar biliyorsun?” ile olmaktan ziyade  “Ne kadar bağ kurabiliyorsun?” ile ölçüldüğünü söylesek yanlış olmaz.

Çünkü bilgi aktarılabilir.Tecrübe zamanla kazanılır.Ama güven inşa edilir.

Ve güvenin olduğu yerde, kuşak farkı çatışma değil, zenginlik üretir.



Organizasyonlardaki liderler, yılı kapatma temposuyla ilerlerken bir yandan da yeni yılın planlarını şekillendirdi ve göz açıp kapayıncaya kadar 2026’nın ilk 2 ayı neredeyse geçti.

Bu süre geride kalmışken hız kesmek zor görünse de,tam da bu nedenle özellikle İnsan Kaynakları liderlerinin durup geniş perspektiften bakması kritik. Çünkü strateji, yoğunluk anlarında değil; o yoğunluğu yönetecek netlik yaratıldığında güç kazanıyor.

Bu nedenle İnsan Kaynakları liderlerinin rolü operasyonel takibi aşıp organizasyonun yönünü, ritmini ve dayanıklılığını belirleyen stratejik bir mimarlığa dönüşüyor.

Doğru öncelikleri belirleyen, kültürü süreçlere entegre eden ve liderlik davranışlarını bu çerçevede şekillendiren bir İK stratejisi; belirsizlik dönemlerinde kurumun en güçlü rekabet avantajı haline geliyor.

Bu noktada, Gartner’ın hazırlamış olduğu CHRO’ların 2026 yol haritası raporu oldukça önemli.

Rapora göre dört kritik odak öne çıkıyor:

Buna göre,

Bu noktada, Gartner’ın CHRO’lar için hazırladığı 2026 raporuna göre dört kritik odak öne çıkıyor:

 

  1. Yapay zekâyı HR’ın merkezine almak: AI artık yalnızca destekleyici bir araç değil; HR’ın çalışma modelini dönüştüren bir güç. Operasyonel yük azalırken stratejik kapasite genişliyor ve İK, zamanını daha yüksek katma değerli alanlara kaydırabiliyor.
  2. İşi insan–makine ortaklığıyla yeniden tasarlamak: Yetkinlikler, roller ve performans beklentileri AI ile birlikte değer yaratacak şekilde yeniden kurgulanıyor. Böylece hibrit bir iş gücü yapısı ortaya çıkıyor ve insan ile teknolojinin birlikte ürettiği çıktı organizasyonun rekabet avantajını belirliyor.
  3. Değişimi günlük işin doğal parçası haline getirmek: Değişim artık dönemsel bir proje değil; liderlik pratiğinin sürekli bir parçası. Liderler, değişimi anlatan değil, günlük iş akışında görünür ve uygulanabilir hale getiren bir rol üstleniyor.
  4. Kültürü süreçlere entegre ederek güçlendirmek: Değerler söylemde kalmıyor; performans, yetenek ve liderlik sistemlerinin içine yerleşiyor. Kültür böylece soyut bir kavram olmaktan çıkıp ölçülebilir ve sürdürülebilir bir performans itici gücüne dönüşüyor.

 

Özetle, yeni yılın başarı potansiyeline sahip olan İK liderleri, yapay zekanın yarattığı hızı, hızın yarattığı dönüşümü, modern dünyanın yarattığı belirsizliği ve kurum kültürüne tüm dönüşümlerinin entegrasyonunu aynı potta eritmesi gerekiyor.

Elbette ki zor.

Fakat cesur adımlar atmaya hevesli hangi İnsan Kaynakları lideri için yol kolay oldu ki?



Takımlar yönetiliyor, toplantılar yapılıyor, hedefler koyuluyor.

Birçok organizasyonda bu süreçlerdeki “liderlik” kavramı hâlâ ünvanla karıştırılıyor.

Oysa gerçek ayrım, kritik an geldiğinde,  yani zor bir karar alınması gerektiğinde ortaya çıkıyor.

İşte tam da o anda, bir yöneticinin gerçekten lider olup olmadığı anlaşılıyor.

En iyi spor temalı yapımlar arasında neredeyse her listede yer alan Coach Carter filminde, başarıyı yakalamaya başlayan lise takımının koçu Ken Carter, kazanma ihtimali son derece yüksek bir maç öncesinde takımı sahaya çıkarmamayı tercih eder.

Sebep basittir ama sarsıcıdır: Oyuncular akademik sorumluluklarını yerine getirmemiştir.

Bu karar; tribünlerin, velilerin ve okul yönetiminin tepkisini çeker.Kısa vadede “kazanma” ihtimali, bilinçli bir şekilde riske atılır.

Tam da bu noktada, liderlikle karar vericilik arasındaki fark netleşir.

Herkes motive edici konuşmalar yapabilir, hedefler koyabilir, başarı anında sahnede olabilir.

Ama liderlik belli anlarda, alkışlanmayacağını bildiğin bir kararı almayı, kısa vadeli sonuçlar yerine uzun vadeli değerleri savunmayı,“herkes böyle yapıyor” denilen yerde durup hayır diyebilmeyi gerektiriyor.

Ancak aynı zamanda, güçlü bir lider ekibine güvenir, onların fikirlerini dinler ve gerektiğinde önerilerini sürece dahil eder. Çünkü doğru karar, yalnızca tek bir kişinin inadıyla değil, kolektif zekâ ve sorumlulukla güçlenir.

Coach Carter takımını cezalandırmaz; bir standart koyar.

Aslında şunu söyler: “Size inanıyorum. O yüzden bu standardı düşürmeyeceğim.”

Bugün ekip yöneten herkes için kritik soru şudur:

Zor kararlar masaya geldiğinde, o karar gerçekten sahipleniliyor mu; yoksa sorumluluk sürece ya da yerleşik kabullere mı bırakılıyor?

Çünkü gerçek anlamda liderlik, kazanmayı skor tabelasıyla tanımlamayıp kalıcı zaferlerin peşinde koşan ve gerektiğinde bu yolda akıntıya karşı karar verebilmektir.

Müziğin en güzel yanlarından biri de bu. Sen bir şarkıyı 85 bin kişiye söylersin. Onlar da 85 bin farklı nedenle sana ve şarkına eşlik ederler.

Dave Grohl

 

Sinan Reis
Sinan Reis

Talent & HR Consultant | Empowering People & Companies through Recruitment, Development & Employer Branding

Arama Yapın