Careerlab Consulting

Blog

S Raporu #7

S Report #7

Herkese merhaba! Kahveniz hazırsa, bu hafta rapora takılanları beraber turlayalım:


Papa Francisco’nun hayatını kaybetmesinin ardından Katolik Kilisesi’nin yeni papasını seçeceği süreç,  7 Mayıs günü başlıyor.

Sistine Şapeli’ne tam anlamıyla “kilitlenecek” kardinallerin seçeceği papa, büyük bir Katolik popülasyonuna ruhani liderlik edecek.

Yeni papayı seçme aşamasında bakılanlar, özellikle bu denli kalabalık ve bir o kadar da karmaşık organizasyonda son derece kritik.

Tıpkı günümüzün karmaşık, ve hızlı değişen dünyasında lider seçmenin de oldukça kritik olduğu gibi.

“Doğru” kişiyi, “doğru” koltuk için bulmak ve belirlemek elbette ki kolay değil.Çünkü bunun için öncelikle hangi yetkinliklere bakmak gerektiğini en baştan netleştirmek gereklidir.

Bir liderin kısa vadede ekibe ve kuruma yaptığı katkılar elbette değerlidir. Ancak asıl fark yaratan, kurum kültürüyle uyumu ve uzun vadede taşıdığı potansiyeldir.

Bu bağlamda, Claudio Fernández-Aráoz’un 2013’te kaleme aldığı “How to Pick the Next Pope?” yazısı halen geçerliliğini koruyor.

Çünkü Fernández-Aráoz’un yazıda belirttiği gibi, özellikle büyük organizasyonlar için en iyi lider; gerekli motivasyona sahip, yüksek gelişim potansiyeli olan ve kurumla birlikte yürüyebilecek liderdir.

Sonuç olarak, kilisenin alacağı karar ne yönde olur bilinmez ancak iş dünyasında kurumlar önce gömleğin ölçülerini belirlemeli; sonra o gömleği üstünde taşıyabilecek olanla ilerlemelidir.

Kişiye göre gömlek ölçüsü almak, mutlak suretle gömleğin dikişlerinin bozulmasına neden olur.



Görünürlük, çoğu zaman çalışanın tamamladığı işlerin, katkılarının veya başarılarının fark edilmesi anlamına gelir.

Ancak bu farkındalık her zaman doğal bir süreçle oluşmaz. Bazı durumlarda bireyler, yarattıkları değeri göstermek için ekstra bir iletişim stratejisine ihtiyaç duyar. Bu durum da bizi şu soruyla baş başa bırakır: Değer üretmeden “görünür” olarak, gerçekten kalıcı bir etki yaratmak mümkün mü?

Bir projede başarı elde edildiğinde bunu vurgulama isteği elbette ki doğaldır. Ancak bu vurgulama çabası, içerikten ziyade formu önceliklendirdiğinde samimiyet sorgulanır hale gelir.

Sadece takdir almak için yapılan işler, uzun vadede sürdürülebilirlikten uzaklaşır. Oysa gerçekten iyi yapılan işler, bir süre sonra kendi sesini bulur.

Elbette doğru bir bağlamda ve doğru kişiler aracılığıyla anlatılmak kaydıyla.

Peki, “sağlıklı görünülürlük” nasıl hayata geçirilir? Çeşitli makalelerden yola çıkarak, aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:

  1. Sonuçları verilerle sunmak: Başarılarımızı sayısal çıktılarla paylaşmak, abartıdan uzak ve somut bir görünürlük sağlar.
  2. Takım başarısına vurgu yapmak: Sadece kendi rolünüze değil, birlikte üretilen başarıya vurgu yapmak sizi daha güvenilir kılar.
  3. Kısa vadeli etki yerine uzun vadeli itibar: Popülarite değil, profesyonel saygınlığa odaklanmak, her daim kalıcı olacaktır.

Özetle, görünür olmak, elbette ki iş dünyasında kariyer gelişiminin bir parçasıdır. Ancak bu görünürlük, sadece “görünmek” için yapıldığında içi boş bir algı yönetimiyle sınırlı kalabilir.

Samimi ve gerçek değer, yaptığınız işlerdeki katkının kalitesiyle ve bu katkıyı nasıl ifade ettiğimizle ilgilidir.

Önemli olan sadece sahneye çıkmak değil, sahnede anlatacak bir şeyimizin olmasıdır.

Kaynaklar:

https://dorieclark.com/books/stand-out/

https://adamgrant.net/book/give-and-take/

https://hbr.org/2019/10/how-to-showcase-your-work-without-showing-off



Küresel dünyanın yeni gerçekleri, teknolojisi, düzeni sonucunda artık yeni trendleri de var.

Çok soyut bir ifadede bulunduğumun farkındayım. Somutlaştıracak olursam, yeni trendlerde aklıma ilk gelen “gig ekonomisi” olur.

Peki nedir bu gig ekonomisi?

Gig, başlangıçta müzisyenler arasında tek seferlik performans veya geçici iş olarak kullanılırken günümüz dünyasında tüm alana yayıldı. Böylece, bu tür işler üzerinden yürüyen ekonomik modele “gig ekonomisi” adı verildi.

Peki neden bu model gitgide daha çok hayatımıza giriyor?

İşveren nezdinde bakıldığında, giderek artan maliyetler sonrasında firmalar belirli uzmanlık gerektiren sorumluluklar veya süresi belli olan projeler için gig ekonomisi modelini takip ediyor.

Çalışan gözünden bakıldığında ise, uzaktan çalışma ve esnek çalışma modellerinin gündemde olmasıyla birlikte kendini bir kuruma bağlı kılmadan çalışmayı tercih edenlerin sayısı artıyor.

Bu durumun altında yatan en önemli sebep, yeni jenerasyonların iş hayatına girmesi oldu. Forbes’da yer alan araştırmaya göre, Z jenerasyonunun %29’luk bölümü kendi işini kurmak istiyor. Bu oranlar, sonraki nesillerde daha da artış gösteriyor. Yeni nesillerin yaptığı işi anlamlı kılma motivasyonun ön planda olması ve  kendini zamanını yönetebilecek yapıda çalışma arayışı gig modeline yönelmelerinin ana fikri haline geliyor.

Gig ekonomisinin daha da trend olmasıyla birlikte iş dünyasındaki “normal”lerin nasıl dönüşeceği büyük bir merak konusu.


Fevkalade zaferlerim olmayabilir fakat içinden sağ çıkmayı başardığım yenilgilerimle sizi şaşırtabilirim.

Anton Çehov

Sinan Reis
Sinan Reis

Talent & HR Consultant | Empowering People & Companies through Recruitment, Development & Employer Branding

Search