Careerlab Consulting

Blog

S Raporu #20

S Raporu #20

M. Serdar Kuzuloglu ’nun “Haddini Aşan Yaşam Rehberi” podcast serisinin bir bölümünde dile getirdiği bir tabir oldukça ilgi çekiciydi: “Umut vakumları.”

Umut vakumları, her anlattığınıza en olmadık taraftan yaklaşan, heyecanınızı emen ve yaşam umudunuzu tüketen insanlar veya tutumlar için kullanılan bir metafordur. Bu kişiler veya zihniyetler, olumlu beklentilere ve heyecanlara sürekli olumsuz bir perspektifle yaklaşır; “her şeyin en kötü ihtimali” üzerinden düşünür, tatmin olmaz ve etraflarındaki umut havasını söndürürler. Sosyal ortamlarda moral kırıcı ve karamsar bir atmosfer yaratırlar.

Elbette hepimizin kurduğu hayaller vardır. Ama hayaller kurarken neye odaklandığımız, hem hayalin gerçekleşme olasılığını hem de o hayal için atacağımız adımları ciddi şekilde etkiler.

Kimileri hayallerimizin gerçekleştiği anı düşünür; o heyecan verici sonuca odaklanır ve adım atar.

Kimileri ise önündeki yolun uzunluğunu, engebelerini veya olası engelleri düşünerek daha yolun başında vazgeçer.

Harekete geçmezsek, elimize ne geçer ki?

Hayal kurmak elbette güzel, ama adım atmadan gerçekleşen bir hayal duyulmuş veya görülmüş müdür?

Simon Sinek bunu çok güzel bir örnekle anlatıyor:

Bir arkadaşımla Central Park’ta bir koşu yaptıktan sonra bitiş çizgisine geldik. Koşu organizasyonunun sonunda sponsorlar genellikle elma veya bagel gibi ikramlar veriyordu. O gün masaların üstünde ücretsiz bageller vardı; ancak uzun bir sıraya dönüşmüştü. “Haydi bir bagel alalım,” dedim. Arkadaşım ise “Hayır, sıra çok uzun,” dedi. Ben de ısrar ettim, ama o sırada beklemek istemedi. O an fark ettim ki dünyayı görenin iki farklı yolu var: • Bazı insanlar istediği şeyi görür, • Bazı insanlar ise onu elde etmeye engel olan şeyi görür. Ben sadece bagelleri görüyordum, arkadaşım ise sadece sırayı.

Bu hikâyeden çıkarılacak ders basit: Odak noktamız, bizi harekete geçiren ya da durduran şey olabilir. Engelleri görüp beklemeye devam etmek yerine, fırsatları görüp adım atmak gerekir.

Umut vakumlarının etrafınızdaki heyecanı emmesine izin vermeyin; gerçekçi bir perspektif, karamsar bir zihniyeti taklit etmek değildir.

Mevlana’ya atfedilen sözü hatırlayacak olursak:

“Yola çık, yol sana görünür."



Yıllardır birbirini tanıyan, aynı ekip içerisinde uzun süre birlikte çalışmış insanların oluşturduğu takım ruhu mu daha etkilidir?

Yoksa farklı yapılardan, farklı geçmişlerden gelen insanların bir araya gelmesiyle oluşan takım ruhu mu?

Geçtiğimiz günlerde danışmanlığını yaptığım BAQA'nın bir mağaza ekibiyle yaptığım görüşmeler bu soruyu yeniden düşünmeme neden oldu.

Mağaza yöneticisi, ekipteki uyumun uzun zamandır hiç olmadığı kadar yüksek olduğunu söylüyordu. Ekibe daha yakından baktığımızda ise oldukça farklı hikâyeler görüyorduk.

Bir ekip üyesi uzun zamandır mağazadaydı ve adeta mağazanın hafızasını temsil ediyordu.

Bir diğeri, başka bir mağazada elde ettiği başarının ardından bu mağazaya rotasyonla gelmişti.

Bir ekip üyesi henüz birkaç hafta önce başlamış, tamamen farklı bir deneyimden gelmişti.

Bir başka ekip üyesi ise merkez ofisten mağaza operasyonlarına geçerek kariyerine yeni bir yön vermişti.

Yani ortada “uzun süredir birlikte çalışan homojen bir ekip” yoktu.

Tam tersine; farklı deneyimler, farklı bakış açıları ve farklı hikâyelerden oluşan bir yapı vardı.

Ama tam da bu nedenle ekip güçlüydü.

Çünkü çeşitlilik yalnızca farklı geçmişlere sahip insanları bir araya getirmek değildir.

Asıl değer, bu farklılıkların birbirini tamamlamasında ortaya çıkar.

• Kurumsal bakış açısı sahadaki gerçeklikle buluşur.

• Tecrübe, yeni bakış açılarıyla dengelenir.

• Farklı mağaza kültürleri birbirinden öğrenir.

• Yeni gelenler mevcut düzeni sorgularken, deneyimli ekip üyeleri yön gösterir.

Sonuçta ortaya çıkan şey sadece “uyumlu bir ekip” değil; aynı zamanda öğrenen, gelişen ve birbirini güçlendiren bir takım olur.

Bazen güçlü takım ruhu, yıllarca birlikte çalışmaktan değil; farklı hikâyelerin ortak bir amaç etrafında buluşmasından doğar.

Çeşitlilik doğru yönetildiğinde yalnızca bir insan kaynağı stratejisi değil, aynı zamanda güçlü bir takım kültürünün temelidir.

 

Tökezlediğin yer, hazinendir.

           Joseph Campbell

Sinan Reis
Sinan Reis

Talent & HR Consultant | Empowering People & Companies through Recruitment, Development & Employer Branding

Search