Herkese merhaba! Kahveniz hazırsa, bu hafta rapora takılanları beraber turlayalım:
Geri bildirim denince, çoğumuzun zihninde elinde bir kâğıtla konuşan bir yönetici ve onu dikkatle dinleyen bir ekip üyesinin olduğu bir sahne canlanır.
Peki ya bunun tam tersini düşündüğümüzde?
Bu sahneyi çoğumuz kolayca canlandıramayız. Aslında bahsettiğimiz şey, bir bakıma 360 derece geri bildirim kültürüdür.
Kulağa etkileyici gelse de, birçok organizasyonun uyguladığını iddia ettiği ancak çoğunlukla ya hiç uygulayamadığı ya da doğru şekilde yürütemediği bir süreçten söz ediyoruz.
Yöneticilere geri bildirim vermek (ya da böyle bir kültürün var olduğu bir çalışma ortamı yaratmak) elbette kolay değil.
Hele konu Genel Müdür ya da CEO olduğunda, bu daha da zorlaşıyor.
Oysa CEO’ların gerçek geri bildirimleri duyamadığı bir kurum kültüründe, onların gelişim ihtimali de önemli ölçüde azalır.
Bu durum bir zincirleme etki yaratır: Geri bildirime kapalı, savunma mekanizması geliştiren ve eleştiriyi tehdit olarak algılayan liderler, zamanla kendilerini geliştirebilecek en değerli fırsatlardan da mahrum kalır.
Sonuçta, her şeyin yolunda olduğunu zannederken aslında durgunlaşan bir gelişim döngüsü içinde kalırlar.
Harvard Business Review'dan yapılan bir araştırmaya göre, CEO'lar için etkili geri bildirim almak, yalnızca finansal sonuçlara odaklanmaktan daha fazlasını gerektirir. Araştırma, CEO'ların yalnızca üçte birinin dürüst geri bildirim aldığını ve yine en faydalı gelişimsel geri bildirimi kendileriyle yakın çalışan departman yöneticilerinden aldıklarını göstermektedir.
Bu da gösteriyor ki, CEO’ların gelişimi için yalnızca finansal veriler değil, aynı zamanda liderlik becerileri ve ekip içi etkileşimler gibi daha subjektif veriler de kritik öneme sahiptir.
Sonuç olarak, CEO’nun gerçek geri bildirim alabileceği bir kültür yaratması şart.
Aksi takdirde, adına “360 derece” desek de, o çember hiçbir zaman tamamlanmaz
Kurum kültürü demişken… güveni konuşmamak olmaz!
Bir organizasyonun başarıya ulaşmasında veriler, KPI’lar, satışlar önemli olsa da, kalıcı başarının temelinde güven yatıyor.
Departmanların, ekip üyelerinin aynı hedef doğrultusunda koşmadığı, tehlikeli hırsların, rekabetin ön planda olduğu kurumlarda başarı ya kısa süreli ya da tesadüfidir.
Ve hiçbir tesadüf, herhangi bir başarıyı sürdürülebilir kılmaz.
Nitekim, turnover oranı yüksek olan, tercih edilen işverene olamayan kurumlara yakından baktığınızda ortak bir nokta görürsünüz: Kiminde organizasyona, kiminde işleyişe, kiminde ise yöneticilere ya da ekip arkadaşlarına duyulan derin bir güvensizlik.
Bu da bize, güvenin yalnızca bir insan kaynakları konusu değil, kurumsal stratejinin tam kalbinde yer alan bir unsur olduğunu gösteriyor.
Güvenin olduğu ekiplerde iletişim daha açık, iş birliği daha güçlü, başarı ise daha kalıcı oluyor. Hal böyle olunca; en az rakamlarla ölçülen başarılar kadar insanların birbirine duyduğu güven kurumun gerçek gücünü belirliyor.
Sonuç olarak, güven inşa etmek bir soft skill değil; organizasyonun sürdürülebilirliğini belirleyen en stratejik kaslardan biri.
Yapay zekayla istişare ettiyseniz, onun iflah olmaz iyimserliğini fark etmişsinizdir. Hissiyatı öyle ki, sanki hayatın sadece pozitif tarafından bakan biriyle konuşuyormuşsunuz gibi geliyor.
Tam da bu nedenle, yapay zeka hayatımızda her geçen gün daha fazla rol alsa da, human touch etkisini tamamen ortadan kaldırması imkansız.
Bu konuyla ilgili, Serdar Turan’ın yakın zamanda kaleme aldığı deney oldukça çarpıcı bir örnek sunuyor.
IMD profesörleri tarafından gerçekleştirilen çalışmada yöneticiler iki gruba ayrılmış: bir grup, tahminlerini diğer insanlarla yüz yüze tartışarak gözden geçirirken; diğer grup, yalnızca ChatGPT ile istişare ederek tahminlerini revize etmiş.
Sonuçlar, yapay zekânın sunduğu desteğin bazı riskleri de beraberinde getirdiğini ortaya koyuyor: ChatGPT ile istişare eden yöneticiler daha iyimser ve aşırı kesin tahminler yaparken, yüz yüze istişare yapanlar daha dengeli ve gerçekçi tahminlerde bulunmuş. Ayrıca yapay zekâ desteği, tahminlerde sapmayı artırmış ve aşırı güven eğilimini güçlendirmiş.
Yapay zekâ elbette ki güçlü bir destek olabilir; ama insan zekâsı, sezgi ve eleştirel düşünce devrede değilse, hiçbir tahmin gerçek anlamda güvenilir olmaz.
Ne tamamen uzak kalmak; ne de tamamen teslim olmak…
Dengeli işbirliği şart.
Deneyim, kişinin dikkat etmeyi seçtiği şeydir.
William James