Careerlab Consulting

Blog

S Raporu #10

S Report #10

Herkese merhaba! Kahveniz hazırsa, bu hafta rapora takılanları beraber turlayalım:



“Sinner için 3 maç sayısı.”

Tenis dünyasının erkekler 1 numarası Jannik Sinner, Roland Garros finalinde Carlos Alcaraz’a karşı 3 maç sayısı oynarken, tribünlerde annesi Siglinde Sinner’in gergin ve duygusal hali ekranlara yansımıştı. Dakikalar sonra, şampiyonluk kupası oğlunun ellerinde havaya kalkabilirdi.

Saatler sonra ise Carlos Alcaraz mahcubiyet ve mutluluk karışımı bir halde şampiyonluk kupasını kaldırıyordu.

Birçok tenissever için en unutulmazlar arasına giren bu maçtaki sayısız kırılma anlarından en kritiği ise işte bu 3 maç sayısının oynandığı sekanstı.

Alcaraz’ın ne hissettiğini daya iyi anlamak için maçın tekrarını açıp o anları daha dikkatli izledim.

Binlerce insan izlerken ve çoğunun rakibinin şampiyonluğunu heyecanla beklediği noktada Alcaraz’ın yapacağı en ufak hata, hikayeyi sonlandıracaktı.

Seyirci baskısını göğüslemeli, coşkulu rakibini durdurabilmeliydi. Her şeyden önemlisi ise, kaybetmeye bu kadar yaklaştığı anda kendi içindeki umutsuzluk hissini bastırmalıydı.

Umutsuzluk, kaybetmeye daha çok yaklaşmak, hataya daha da yatkın olmak demekti.

Belki de, tam da o an her şeyi sıfırlayarak oyununa ve en iyisini yapmaya odaklandı.

Karşılaşmadaki “görkemli mental dayanıklılık” böylece ortaya çıkmış oldu.

Aslında, tenisle hayat arasında birçok benzerlik bulunuyor.

İş dünyasında da her bir profesyonelin inişleri çıkışları elbette ki oluyor, olmaya da devam edecek.

Muhakkak ki, daimi bir gül bahçesi kimseye vaat edilmiyor.

Kimi zaman yaptığımız bir hatayla özgüvenimiz eksilebiliyor, kimi zaman hiç beklemediğimiz olumsuz geri bildirim alabiliyor, kimi zaman beklediğimiz terfiyi alamıyor, kimi zaman ise sebebini çözemediğimiz motivasyon düşüklükleri yaşayabiliyor ve kurduğumuz hayallerden uzaklaşabiliyoruz.

Çoğu profesyonel, bu senaryolardan en az birini yaşamıştır. Hepsinde ortak olan şey ise hayatın devam ettiği. Ancak yolculuğun nasıl devam ettiğini mental dayanıklılığımız belirliyor.

Geriye baktığımızda “keşke” dememek, en değerli deneyimi kazanıp yola devam etmek ve tüm baskılara rağmen son ana kadar mücadele etmek için belki de mental dayanıklılığın ihtişamına kapılmamız gerekiyor.

İşte tam da bu yüzden, bu ihtişamın bir bakıma maç sayısı karşılayacak kadar gerideyken, şampiyonluk kupasını kaldırma hayalini kurmakta olduğunu söyleyebiliriz.

Buddha’nın meşhur sözünde olduğu gibi;

“Zihin her şeydir. Ne düşünürsen, ona dönüşürsün.”

Tıpkı Alcaraz’ın Paris semalarında şampiyona dönüşmesi gibi.



Bu yüzyılın lideri olmak pek de kolay değil.

Belirsizliğin ve kaosun ön planda olduğu dönemde lider olmayı, sisli bir yolda yönünü kaybetmeden ilerlemeye benzetsek pek de yanlış olmaz.

Peki, bu dönemin belirsizliğine karşı gelmek adına her liderde mutlaka olması gerekenler neler?

McKinsey’nin birçok liderle yaptığı güncel ve kapsamlı çalışma, bu soruya ışık tutuyor.

Çalışmada, 21. yüzyıl liderliğinin artık geleneksel "yönetici" anlayışından farklı bir yere evrildiği vurgulanıyor. Araştırmaya göre liderlerin artık yalnızca operasyonları yöneten değil; vizyon koyan, organizasyonu şekillendiren ve kültürü inşa eden bireyler olması şart.

Bu bağlamda başarılı liderler, sadece hedeflere ulaşmakla kalmaz; belirsizlik ortamında dahi istikrarla ilerleyip, ekiplerine güven veren, çabasını görünür kılan ve bir o kadar ekibi için rol model olarak konumlanabilen kişilerdir.

Ekipleri, onları yalnızca yöneten değil, gerçekten “emek veren” biri olarak görür. Bu da bağlılığı ve performansı artıran temel bir etkendir.

Pozitif enerjileriyle özellikle yeni nesil çalışanlarla daha derin bağlar kurabilir, onları motive eder ve gelişim alanlarını desteklerler. Bu ilham sadece sözle değil, tutumla, kararlılıkla ve örnek olarak davranışla kendini gösterir. Hatta yapılan araştırmalar, böyle liderlerle çalışan ekiplerin %15 daha fazla bağlılık gösterdiğini ve bu ekiplerin yaratıcılık testlerinde iki kat daha yaratıcı çözümler üretebildiğini ortaya koyuyor.

Yani, işin içine biraz mizah, biraz içtenlik ve çokça ilham kattığınızda; sadece hedeflere değil, insanların kalbine de dokunan bir lider haline geliyorsunuz.

Ayrıca günümüz lideri, gelişen teknolojiyi yakından takip eden, öğrenmeye açık ve esnek bir zihne sahip kişidir. Trendlerin gerisinde kalmamak, karar alma süreçlerinde donanımlı olmak ve değişimin öncüsü haline gelmek, liderliği bu dönemde oldukça etkili kılar.

Ve en önemlisi, kendi varlığına bağlı olmayan, sürdürülebilir sistemler kuran bir lider, gerçekten kalıcı bir etki bırakır.

Varlığıyla şekillenen değil, ilke ve değerleriyle iz bırakan liderler; kurum kültürünü dönüştürür, gerçek anlamda “miras” yaratır.



Binalarda kolonların ne kadar kritik bir rol oynadığını çoğu insan bilir. Kolonlar yeterince sağlam değilse, binanın genel dayanıklılığı da ciddi şekilde zayıflar. Öyle ki, eksik ya da hasarlı kolonlar çoğu zaman sadece onarılarak düzeltilmez; binanın tamamen yıkılması gerekebilir.

Ne yazık ki yaşadığımız coğrafya, bunu bize belirli aralıklarla acı bir şekilde hatırlatıyor.

Kurum kültürünü bir yapıya benzettiğimde aklıma ilk gelen, kolonlar oluyor.

Nasıl ki bir binanın dayanıklılığı, kolonlarının sağlamlığıyla ölçülüyorsa, kurum kültürü de bir organizasyonun temelini oluşturur.

Eğer bu kültür zayıf ya da ihmal edilmişse, kurumun sürdürülebilirliği de riske girer. Tıpkı kolonlarında kusur bulunan bir binanın zamanla çökmesi gibi, sağlıklı bir çalışma kültüründen yoksun kurumlar da geri dönülmesi zor yollara sürüklenir.

Geçtiğimiz günlerde, Airbnb CEO’su ve kurucusu Brian Chesky’nin katıldığı bir podcast’te ekibiyle paylaştığı maili duyduğumda çalışma kültürünün ne kadar kritik olduğunu bir kez daha anladım. Yazının devamını bu anlamlı mail ile getirelim:

“İstediğiniz kültürü siz tasarlamalısınız. Aksi takdirde, kültür sizin yerinize kendiliğinden oluşur ve ortaya çıkan şeyi pek de sevmeyebilirsiniz.

Airbnb'nin kalbinde yer alan insanlar ve onların oluşturduğu kültür, basitçe ifade etmek gerekirse, gelecekteki tüm inovasyonların temelini atan şeydir.

Uzun vadede, tasarlayacağınız en önemli şey kültür olacaktır. Çünkü kültür, geri kalan her şeyi tasarlayan motor gibidir.

Tüm iyi tasarımlar bir vizyonla başlar. Ben de Airbnb’de çalışmanın dünyanın en büyük girişiminde çalışmak gibi hissettirmesini istiyorum. Dünyanın en büyük şirketlerinden birine dönüşebileceğimize inanıyorum; ama bunu büyük bir şirket gibi hissettirmeden yapabileceğimize de.

Her şeyden çok, dünyanın en yaratıcı çalışma ortamını inşa ettiğimizi hissetmemizi istiyorum. Kendi kuşağımızın en iyi insanlarını bir araya getiren, dünyayı heyecanlandıran yeni ürün ve hizmetler hayal eden bir şirket…

Yıllar sonra insanların şöyle demesini istiyorum: "O zamanlar yaşasaydım, çalışmak isteyeceğim yer orası olurdu."

Kültürünüz, liderlerin davranışlarından şekillenir. Aldıkları kararlardan, verdikleri tepkilerden ve örnek olarak nasıl liderlik ettiklerinden…

Kültürün kendiliğinden oluşmasına izin veremezsiniz; onu bilinçli bir şekilde şekillendirmelisiniz.”

Yolu gerçekten bilen, yolu yürüyen değil; yolu yapan, yol açandır. Tekerlekler terlemez. Yol açan kazmadır, kürektir, dinamittir.

Oruç Arouba

Sinan Reis
Sinan Reis

Talent & HR Consultant | Empowering People & Companies through Recruitment, Development & Employer Branding

Search